Cılgınca Bir Blog !!! - Blogcu



CilginlarS Blog // Reklam Bölümü

Sohbet, Aşk, Meşk,Hikaye, Şiir , Burç ve Aradığınız Herşey.

Anne Sütü ve Emzirme

Anne sütü ile beslenme bebeklerin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için en uygun beslenme şeklidir.
Tıbben gerekli görülmedikçe, yeni-doğanlara (yaşamın ilk 4-6 ayında) anne sütü en uygun olan beslenme şeklidir.
Bebek doğar doğmaz anne memesi verilmeli, zorunlu kalınmadıkça bebeğe şekerli su verilmesinden kaçınılmalıdır.
Bebek altı aylık olduktan sonra katı gıda başlanmalı, ama anne sütüne de devam edilmelidir.
Bebek üç aylık olduğunda anne sütünde hafif bir azalma olabilir, bebek emmeye devam ederse yeniden bir artma olur.
Bebek her isteyişinde emzirilmelidir. Sık emzirme, anne memesinin süt ile dolarak şişme ve ağrımasını, memelerin iltihaplanmasını önler.
EMZİRME TEKNİĞİ

Anne sütü ile beslenmenin başlaması ve devam etmesini sağlamak için bebeğin emmesini kolaylaştırmak yönünden, ilk hamilelikte meme başının uygun masajlarla hazırlanması gereklidir.
Meme masajı yapmak için eller yıkandıktan sonra, avuç içleri ile nazik hareketlerle meme sıvazlanır. Her meme için karşı taraf elin kullanılması daha uygundur. Masaja değişik nokta lardan başlanarak, her zaman mem başına doğru sonlandinlmalidir.
Emzirmenin öğrenildiği ilk zamanlarda annenin yatak veya rahat bir sandalyede oturuyor olması kolaylık sağlar. Anne koltuk altlarına ve sırtına yastık desteği yapabilir. Yatakta oturur durumdaysa dizlerini birleştirip yukarı doğru çekerek daha rahat bir oturma pozisyonu alabilir. Bebeğe destek olacak şekilde kucağına yastıkta koyabilir.
Anne bebeğini yatarakta emzirmek isteyebilir. Bu durumda anne başının altına bir yastık koyarak yan yatar. Bebeğinide, ağzı meme başıyla aynı hizaya gelecek şekilde yanına yatırarak, başını dirseğine yaslayıp, koluyla onu alttan kavrar.
Bebek hangi pozisyonda tutulursa tutulsun, bebeğin yüzü ve tüm gövdesi anneye dönük olmalı, başı ense ve omuzlan annenin dirseğinin iç yüzüyle desteklenmelidir.
Bebeği tutarken baş ve gövdesinin aynı hizada olmasına dikkat edilmelidir. Yalnız başı anneye doğru, gövdesi dışarıya dönük olan bir bebek meme başını kavrayamaz





Annenin bebeği tutan ön kolu onun sırtını, eli ise kalçasını destekliyecek şekilde olmalıdır.
Bebek hiçbir zaman yalnızca başından tutulmamalıdır, çünkü bu şekilde tutuluş bebeğin başının öne doğru itilmesine yol açar. Bebeğin anne memesiyle aynı hiza da tutulmasına dikkat etmeli ve bebek, çenesi anne memesine değecek yakınlıkta olmalıdır.
Anne, serbest kalan elinin başparmağı memenin üstünde, diğer parmaklan altta olacak şekilde memeyi kavrar.
Bebek, dudaklarını ileriye uzatarak ağzını iyice açtığında, meme başıyla memenin bir kısmı bebeğin ağzına verilir ve aynı anda anne bebeği sıkıca kendine doğru çeker. Bu çekme, bebeğin burnu annenin memesine değecek, ancak nefes almasını engelle meyecek şekilde olmalıdır.
Meme burun deliklerine baskı yapıyorsa, annenin meme üzerindeki parmağını hafifçe memeye bastırıp, bebeğin rahatça nefes alıp vermesini sağlaması gerekir. Anne hiç bir zaman meme başını bebeğin ağzına sıkıştırmaya çalışmamalıdır.
Mümkün olduğunca her emzirmede yalnız bir memenizi veriniz. Sütün az olduğu hallerde, her ikisin birden vermek gerekir, fakat bu durumda daima meme sırası değiştirilerek verilmelidir. Bir önceki öğünde sağ meme ile başlanmışsa ikinci kez sol meme ile başlanmalıdır. Bunun önemli yararı her iki memeyi de günde bir kaç defa çocuğa açken vererek boşalmalarını ve bunun sonucu süt salgısının artmasını sağlamaktır.
Emzirmenin ilk beş dakikasında sütün en büyük kısmı emilir ve bundan sonraki dakikalarda alınan süt miktarı azalır. Bu sebeple göğsü iyice boşaltmak için 15-20 dakika emzirmek yeterlidir.
Emzirme etkisizse;

Meme ile bebeğin yanak ve çenesi arasında mesafe vardır ve bebek sadece meme başını tutmaktadır.
Bebek çok sayıda, kısa süreli, hızlı ve yüzeysel emme hareketler yapmaktadır. Yeterli miktarda süt gelmediği için bebek huzursuzdur, ağlar, memeyi almak istemez, reddeder. Anne meme başında acıma hisseder.
Bebeğin yalnızca meme başını emmesi halinde;

Meme başı zedelenir, anne meme başında acıma hisseder.
Süt gelmesi ve sütün yapılması yeterince uyarılamaz.
Süt gelmediği için hayal kırıklığına uğrayan bebek emmeyi reddeder.
Pek çok anne bebeğini anne sütüyle beslemeyi istemiş olmasına rağmen meme başları acıdığı için emzirmekten vazgeçer. Bu nedenle emzirmenin henüz başlangıcında iken bebeğin memeyi doğru bir şekilde kavrayıp kavrayamadığının kontrol edilmesi çok önemlidir. Sadece meme başını emen bir çocuk, eğer uygun bir pozisyon verilirse, kısa sürede memeyi kavramasını öğrenir ve meme başındaki acıma ortadan kalkar. Ancak bu süre uzadığı taktirde anneye sabırlı olması söylenerek cesaret verilmelidir.
ANNE SÜTÜ İLE BESLENMEDE KARŞILAŞILAN GÜÇLÜKLER

Bebeklerin bazıları doğumdan sonra, annelerin memelerini iyi ememezler. Bunların hemen hepsinde bir neden bulunabilir. Ancak neden ne olursa olsun, annenin sütünün yeterli geldiğinden emin olunması gerekir.
İyi ememeyen bebekler, annelerinin memelerinden süt gelmesi için yeterli uyarı veremezler. Annenin sütünün bir an önce gelmesi için, anne emzirme girişiminden sonra, elleri ile memelerini boşaltmaya çalışmalıdır.
EMZİRME GÜÇLÜĞÜNÜN EN SIK GÖRÜLEN NEDENLERİ

Bebeğin uykulu olması:

Böyle durumlarda bebeği uyandırmak için şekil-1'deki hareket uygulanmalıdır. Bunun için bir elle bebeğin başı ve sırtının üst kısımları, diğer elle de bacakları tutulur. Bebek sırtından desteklenirken, bacakları oturur duruma getirilir. Bu işlem bebeği uyandırmak için birkaç kez tekrarlanır. Anne parmakları ile ilk gelen sütü hafifçe sağarak, bebeğin ağzına boşaltması, bebeğin yorulmadan ilk yudumu olmasını sağlar. Bu, bebeğin emme hareketlerinin başlamasına yol açar.






Bebeğin huzursuz olması:

Bebeğin huzursuz olduğu ve çok ağladığı (dolayısıyla yorgun olduğu) durumlarda da emmesi güç olabilir. Bunun için emzirmeye başlamadan önce, sakinleştirilmesi gereklidir.
Biberonla beslenen bebek:

Biberonun emziğine alışan bir bebek için, annenin memesini emmek oldukça güç bir iştir. Bu nedenle biberon verilen bebeklerin, daha sonra memeden emmeyi öğrenmeleri, biberonu tamamen bırakmaları zordur. Buna karşılık bebekler başlangıçtan beri annelerini emmeye alışmışlarsa, daha sonra herhangi birnedenle kısa süreli biberon verilse bile annelerini daha kolay emerler.
Anne bebeğini emziremiyorsa, eli veya aletle sağdığı sütünü biberonla değil, kaşıkla vermelidir.
Meme uçlarının çökük olması:

Bebek çökük olan anne memesinin ucunu tutup emebilirlerse, bir kaç haftada bu sorunun çözümlendiği görülür. Çökük meme başlarının emzirmelerden sonra yeniden eski durumlarına dönmelerinin önlenmek ve emzir meden önce de bebeğin tutabileceği kadar dışarı çıkmalarının sağlanmak için özel koruyucuların kullanılması gerekebilir.
Meme ile boğuşan bebek:

Özellikle memelerin iri olduğu durumlarda, bebek emerken burnu tıka, nabilir ve rahat nefes alamaz. Bunu önlemek için emzirme sırasında annenin memesini parmakları arasında alıp, hafifçe sıkması meme ucunun biraz dışarı çıkmasını, bebeğin daha rahat etmesini sağlayacaktır
Bebeğin bir memeyi daha az alması:

Bu durum emzirme sırasındaki yanlış duruşlara veya bir memeden daha kolay ve çok süt gelmesine bağlı olabilir. Böyle durumlarda önce sütün bol geldiği meme emzirilerek, diğer memeninde refleks olarak sütle dolması sağlanmalı, daha sonra diğer meme emzirilmelidir. Bu başarılı olmazsa, sütün az geldiği tarafta sütün tamamen kesilmesini önlemek için. elle veya aletle sağılmalıdır. Başarı sağlanamazsa annenin bir memesini emzirmesi de önerilebilir.
Sütün fazla gelmesi:

Memenin süt alma refleksinin fazla olması nedeniyle çok fazla sütün geldiği durumlarda, bebek bunu kolaylıkla yutamaz ve boğulur gibi olur, hatta bunu yutmaya çalışırken hava da yutar.
Böyle durumlarda bol miktarda gelen ilk süt bir kaba alınmalı, bebeğin memeyi emerek boşaltmasından sonra, bu süt kaşıkla bebeğe verilmelidir. Sütün çok bol olduğu durumlarda, her beslenmede annenin bir memesini emzirmesi önerilebilir.
Sezaryenle doğum:

Sezaryenle doğum annenin emzirmesine engel değildir. Sezaryenli anneler normal doğum yapanlar gibi bebeklerini emzirebilirler. Ancak bu annelerin karşılaştıkları iki önemli sorun vardır.
1- Annenin karnındaki ameliyat yerinin ağrısı, emzirmeyi unutturabilecek kadar fazla olabilir,
2- Bebeğin emzirilebilmesi için kucakta tutulması zordur.
Sezaryenden çıkan annelerin gerek anestezinin etkisinde olmaları, gerekse ameliyat nedeniyle hareketlerinin kısıtlanması nedeniyle desteklenmeleri gerekir. Genellikle bebek annesinin koltuğunun altına konan bir yastığın üzerine yatırılır ve emzirilir. Meme değiştirirken de hemşire yardımcı olur.
Bebeğin serviste izlenmesi gerekiyorsa ve anne bebeğinin yanına gidemi yorsa, sık sık elle veya aletle memeleri sağılarak, sütün kesilmesi önlemelidir.
Sezaryen geçiren annelerin emzirmeleri kendi sağlıkları için de yararlı olur. Çünkü emzirme ile salgılanan hormon rahimin normal büyüklüğüne daha kısa zamanda gelmesini sağlar. Ameliyattan sonra anneye düşük dozlarda verilen ve süte geçen ağrı kesiciler, bebek için genellikle zararlı değildir.

İKİZ BEBEKLER:

Bu bebeklerin beslenmeleri için iki misli anne sütüne gerek vardır ve annenin memeleri bu kadar sütü kolaylıkla yapabilir. Öncelikle annelerin bu konuda kendilerine güvenmeleri sağlanmalıdır.
İkiz bebekler çeşitli sorunları nedeniyle hastanede bile yatsalar, örneğin biri doğrudan emzirilerek diğeride sağılan sütle beslenebilir. İki bebeğin aynı anda veya ayrı ayrı beslenmeleri tamamen anneye kalmıştır.
İkizlerin aynı anda emzirilmeleri hem daha pratiktir, hem de anneye zaman kazandırmış olur.
İkizlerden biri daha büyükse emme kuvvetleri farklı olabileceğinden, her emzirmede bebeklerin emdikleri memenin değiştirilmesi önerilmektedir.
Ayrıca daha aç gözüken bebek, daha dolgun memeden emzirilmelidir.
Annelerin ikiz bebeklerini aynı anda nasıl emzirebilecekleri şekil 2'de gösterilmektedir.
Üçüz bebekler de ikizler gibi beslenebilir. Ancak annenin üç bebeği birden besleyebilecek kadar sütü olmayabilir.






ERKEN DOĞAN BEBEKLER:

Erken doğmuş düşük kilolu bebeklerin emme refleksi zayıf olabilir, yardımcı olunması gerekebilir. Yastık üzerine yatırılarak tutulmaları emzirilmelerini kolaylaştırır.
Genel durumu iyi ve nispeten kilosu normal erken doğmuş bebekler, zamanında doğmuş bebekler gibi, hemen emzirilmelidir.
Erken doğmuş bebekler bir iki saatte bir emzirilmelidir. Bu bebekler kolaylıkla yorulup, uyudukları için emzirmeler kısa süreli (2-3 dakika) olabilir. Emzirmeler bebeğe göre ayarlanmalıdır. Bebek büyüdükçe, zamanında doğan bebekler gibi emzirilmelidir.
Bebek uykuya eğilimli ise, uyandırma hareketleri yaptırılmalıdır.Yoruldukları için okşanarak veya hafifçe vurularak emmelerinin devamı sağlabilir.
Pamukçuk:

Gebe kadınların vajinalarında mantar enfeksiyonları sık olduğundan, bebekler doğum sırasında kolaylıkla hastalanabilir. Annenin meme enfeksiyonlarının kaynağıda genellikle bebeklerinin ağzıdır.
Bebeğin ağzındaki ve annenin meme-sindeki enfeksiyonlar emzirmeyi zorlaştırabilir. Böyle durumlarda her gün yeniden hazırlanan bikarbonatlı solüsyonlarla (bir bardak suya bir silme çay kaşığı dolusu bikarbonat) beslenmelerden sonra bebeğin ağzı ve annenin memesi temizlenmeli, gerekirse doktorunun önereceği ilaçlar kullanılmalıdır. Bebekler ağızlarına soktukları şeylerle yeniden enfekte olabilecekleri için, bu tür malzemelerin yirmi dakika kadar suda kaynatılmaları uygun olur.
ANNE SÜTUNUN SAĞILMASI:

Anneler oturur ve hafif öne eğik durumda, sol el ile memelerini sağarken, gelen sütü sağ el ile tuttukları şişe içinde toplarlar. Bu amaçla; Baş parmak üstte, işaret parmağı altta olacak şekilde, meme, meme ucunun biraz gerisinden, iki parmak arasında tutulur ve meme elle göğüs duvarına (arkaya) doğru bastırılarak sıkıştırılır.
Parmakların ikisi birden, birbirlerine doğru hafifçe sıkılır. Bu işlem sırasında parmaklar ayrılmamalı ve kesinlikle meme ucu dışarıya doğru çekilmeme-lidir. Bu sıkıştırma ile sütün iyice dışarı çıkması sağlandıktan sonra, aynı işlem bir kaç kez tekrarlanır.






Bir meme elle sağılıp boşaltıldıktan sonra, aynı işlem diğer memede tekrarlanmalıdır. Bazen anne bir memesini sağarken, refleks yolla, diğer memeden de süt gelebilir.
İster elle, ister pompa ile olsun memenin sağılması ile az miktarda süt gelirse üzülmemelidir. Çünkü sütlerin bol olduğunu söyleyenler bile, genellikle 250-300 ml'den fazla süt alamazlar.
Bazen sütle dolu olmaları nedeniyle sert ve ağrılı olan memelerin elle sağılmalar! zordur. Böyle durumlarda ılık bir duş alınması ve duş alırken suyun sırttan gelip, omuzlardan öne aşağıya (memelere doğru) gelmesinin sağlanması yararlı olur. Hatta banyoda memeler ılık su ile dolu bir kap içine konursa, süt geldiği görülebilir. Ilık duş alınamıyorsa, memelerin üzerine ılık kompres de yapılabilir.
Bazı anneler memelerini elle boşaltmada başarılı olamazlar. Bunun başlıca nedenleri;
1- Parmakla meme başı sıkıştırılırken, memenin göğüs duvarına (arkaya) doğru itilmemesi,
2- Uygulamanın boş memeye yapılmasıdır.

(0)

Hamilelik



Hamilelik
 
 

  Zayıf Hamilelik Sağlıklı mı?

 
Zayıf hamilelik sağlıklı mı?
Sürekli zayıf görmeye alışık olduğumuz göz önündeki insanların başlattıkları "zayıf hamilelik" konusu kafaları karıştırmış durumda. "Hamilelik boyunca ne kadar kilo almak normal, fazlası ve azının ne gibi tehlikeleri var?" sorularını Op. Dr. Oktay Özçörekçi ile konuştuk.

Son yıllarda "zayıf hamilelik" konusu çok konuşulmaya başladı. Ebru Şallı'nın ardından Demet Şener de zayıf hamileler listesindeki yerini aldı. Onlara uymak isteyen anne adayları ise, kilo almamak adına bilinçsizce, bir uzman doktordan yardım almadan sıkı bir diyet programına başlıyorlar. Bu da, hem annenin hem de bebeğin sağlığını tehlikeye atmak anlamına geliyor. Diğer taraftan bunun aksi durumda da aynı tehlike söz konusu. Yani ne güzellik uğruna zayıf kalmak ne de tamamen kendini salıverip yemeklere kaptırmak doğru. Unutulmaması gereken en önemli nokta; hamilelik döneminde "kilolu" hissetmek ve kendini beğenmemek geçici bir durum.

 
Bir gebelik, annenin son regl tarihinin ilk gününden itibaren 28 günlük ay takvimi hesabıyla 10 ay (40 hafta ya da 280) gündür. Gebelik sırasında ortalama toplam 11-14 kilo alınmasına karşın, yalnızca bir kilo gibi küçük bir oranı "ilk üç aylık dönemde" alınır. Bunun 3-3,5 kilosu bebek ve eklerine (plasenta ve poş suyu), gerisi de her ay başına bir kilodan 10 ayda 10 kg. olarak anneye aittir.

İlk üç aylık dönemde, ceninin taslağı, tüm önemli yapıları ve organ sistemleri oluşur. 12. haftada cenin, ortalama 7 cm uzunluğunda ve 28 gr. ağırlığındadır. İkinci üç aylık döneme, "altın dönem" de denir. Bu dönemde, bulantı azalır, uyku düzelir, iştah artar. Buna bağlı olarak kilo artışı olur.

Gebelikte kilo artışının aşırı olmaması; gebelik öncesi ağırlığına bağlı olarak; yerleşmiş kilonun üzerine biraz daha fazla kilo binmesiyle şişmanlığın getirdiği yeme-acıkma, acıkma-yeme kısır döngüsü gebelikle beraber daha belirgin yaşanmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle, gebelik öncesi fazla kilolardan kurtularak hamileliğe başlanırsa, bu yeme-acıkma kısır döngüsünün önüne geçilebilir.

Zayıf hamileler, uzman kontrolünde gebelik öncesi fazla kilolarını atarak sağlıklı beslenip, bebek ve anne sağlığı için koruyucu bir programa tabi tutularak hazırlanıyorlar. Adeta bir sporcunun maratona hazırlanırken antrenör kontrolünde bilinçli olarak mücadeleye hazırlanması gibi. Bu anlatılanlara iki örnek; medyanın gözünün hep üzerlerinde olduğu ünlü mankenlerden Ebru Şallı ve Demet Şener.

Görsel basında değişimlerini izlediğimiz bu mankenler, gebelikleri öncesi fazla kilolarını atmaları bir tarafa, meslekleri uğruna fedakarlık yaparak kendi normal bedenlerinin de altına inip trend bir tabirle adeta "sıfır beden" olarak hamileliklerine başladılar. Mutlaka uzmanlar kontrolünde yapılması gereken bu sağlıklı az kilo alarak geçirilen hamilelik, doğum sonrası kilolarından kısa sürede kurtulmak için yardımcı olur. Ancak unutulmaması gereken; fazla kilo almamak uğruna hem annenin hem de bebeğin hayatını tehlikeye atmak kötü sonuçlar doğurabilir.

(0)

Hamile kalmaya karar verdiyseniz..

İnsanın hayatında verdiği en önemli kararlardan birisi çocuk sahibi olmak istemesidir. Hayatının herhangi bir döneminde çocuk sahibi olmayı istemeyen kadın yok gibidir. Ancak bu güç karar verildiğinde hamile kalmadan önce hem ruhsal hem de fiziksel olarak hazır olmak gerekir.

İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Meltem Eğilmez Candangil'in verdiği bilgileri göre, özellikle eşlerin her ikisinin de çalıştığı ailelerde bebeğin bakımı ve duygusal ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiği göz önüne alınarak planlama yapılmalıdır.

Bu arada en önemli konulardan biri de anne ve baba adaylarının psikolojik açıdan tam anlamı ile hazır olmaları, herhangi bir psikolojik rahatsızlık nedeni ile tedavi görüyor olmamalarıdır.

Depresyon çağımızın oldukça sık rastlanan bir sorunudur. Anti- depresan ilaç kullanan bayanların hamilelikten korunmaya özellikle çok dikkat etmesi gerekmektedir. Depresyon tedavisinin tamamlanmasından yaklaşık 3-6 ay sonra korunmanın bırakılması tavsiye edilir.

Hamilelik Öncesinde Bunlara Dikkat!

Hamile kalmayı planlayan bir bayanın genel sağlık durumu son derece önemlidir. Hamile adayları için mümkün olduğunca ideal yaşam koşulları istenir. Düzenli alışma ve dinlenme saatleri, uyku saatlerinin yeterli ve uygun koşullarda olması, sigara ve alkol tüketiminin olmaması ve yoğun sigara dumanı olan yerlerde zaman geçirilmemesi önemlidir.

Sigara bilindiği gibi hemen tüm olumsuz etkilerini damar sistemi üzerinden göstermektedir. Bebeği anne ile ilişkilendiren, onun beslenmesini, oksijenlenmesini sağlayan ve atıklarını boşaltan sistem olan plasentanın tamamen bir damar sistemi olduğu düşünüldüğünde sigaranın hamilelik üzerindeki zararları açıkça görülmektedir.

Doğurganlık çağında bir bayanın hiç sigara içmemesi ideal olmakla birlikte en azından hamileliğin fark edilmesi ile birlikte hemen sigara kullanımı bırakılmalıdır. Sigara azaltmak çözüm değildir ve önerilmez. Gebe adayı bir bayanın bilinen hastalıklarının iyi kontrol altında olması çok önemlidir.

Toplumumuzda en sık rastlanan hamileliği komplike edebilecek hastalıklar arasında anemi (kansızlık), diyabet (şeker hastalığı), guatr, kalp romatizması ve doğuştan kalp kapak sorunları gelmektedir. Ayrıca enfeksiyon hastalıklarının bazıları da oluşacak hamilelik için çok ciddi riskler oluşturur. Bunların başlıcaları kızamıkçık, suçiçeği, kabakulak enfeksiyonlarıdır. Bu enfeksiyonlar erken hamilelik döneminde geçirildiğinde bebeğin sakat kalmasına ya da hamileliğin düşükle sonlanmasına neden olabilecek enfeksiyonlardır.

Hamilelik Öncesi Muayene

Normal koşullarda bir bayanın düzenli olarak yılda bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi ve temel sağlık taramalarının yapılması gerekmektedir. Bunların başında vajinal smear testi ve meme ultrasonografisi gelmektedir. Hamile kalmaya karar veren bir bayanın ise hamileliğin planlandığı tarihten yaklaşık 3 ay önce kapsamlı bir muayene olması ve bazı tetkiklerin yapılması gereklidir.

Muayene Aşamaları

Anne adayının hamilelik öncesi danışma amaçlı ilk muayenesi adet döneminin hemen bitiminde yapılır. Muayenenin öncesinde detaylı bir hikaye alınır. Bu ilk görüşmede hem anne hem de baba adayının aile geçmişleri sorgulanır, soylarında genetik geçiş gösteren herhangi bir anomali ya da hastalığın olup olmadığı araştırılır.

Eşi ve kendisinin aile fertlerini de içeren anamnez sırasında dikkati çeken noktalar ( özürlü ya da ölü doğan bebekler, kronik hastalıklar, konjenital anomaliler, vs.) incelenmek üzere not edilir. Eşlerin özgeçmişleri de genel sağlık durumları ve geçirdikleri hastalıklar konusunda detaylı bir şekilde taranır.

Sonrasında kalp hastalığı, diyabet, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik sistemik hastalığınız olup olmadığını sorgulanır. Bu hastalıkların varlığı hamileliğin size zarar vermesine neden olabileceği gibi bebeğinizin sağlıklı gelişimine engel olabilmesi açısından da önemlidir.

Anne adayının fizik muayenesini takiben jinekolojik muayenesi yapılır ve bu sırada smear testi alınır. Yapılan muayenede dikkati çeken noktalar (rahimde şekil anomalisi, vajinismus, pelvis darlığı, polikistik over) var ise bunlar kaydedilir ve incelemeye alınır.

Ayrıca miyom, yumurtalık kisti, endometriozis gibi hamileliğe engel olabilecek durumların varlığına yönelik ipuçları aranır ya da daha önceden bu tür durumların varlığı tespit edilmiş ise uygulanan tedaviler ve sonuçları ile ilgili bilgi edinilir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe ya da hamile kalındığında düşüklere neden olabildiğinden jinekolojik öykü son derece önemlidir.

Yaşanılan hamilelikler ile bunların sonuçları ile ilgili bilgiler de önemli ipuçları verebilir. Eğer daha önce doğum yapılmışsa bebeklerin doğum haftaları, doğum kiloları, doğum şekli, eylem ve doğum sırasında yaşanan özellikler değerlendirilir.

Eğer daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat ya da ölü doğumlar varsa yeniden hamile kalmadan önce bunların nedenlerinin araştırılması ve gerekiyorsa tedavi edilmesi gerekecektir.

Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır. Öte yandan alerji varlığı ve hangi maddelere karşı allerjik olunduğu da önemlidir.

Hamile Adayına Yapılacak Laboratuar İncelemeleri

- Kan grubu

- Tam kan sayımı

- Tam idrar tahlili

- Açlık kan şekeri,üre,kreatinin,AST,ALT

- TSH

- TORCH (toxoplazma, rubella,cytomegalovirus, herpesvirus antikorları)

- Hepatit B antijen ve antikor

- Varicella Zoster ( suçiçeği) antikor

Bu tetkiklerin hamilelikten 3 ay önce yapılmasındaki amaç aşı ile korunulabilecek hastalıklara karşı anne adayının direnç durumunu saptamak ve aşılama için zaman kazanmaktır.

Rubella (kızamıkçık), cytomegalovirus, hepatit B ve suçiçeği aşı ile direnç kazanılacak hastalıklardır. Özellikle rubella aşısı canlı zayıflatılmış virüs kullanılarak yapıldığından aşı sonrası 3 ay hamile kalınmamalıdır.

Kan grubu tayini ile eşler arasında Rh ve ABO uyuşmazlığı saptanır. TSH testi tiroid bezininçalışma durumu hakkında bilgi verir ve gerektiğinde hamilelik öncesi ilaç ile fonksiyonların düzeltilmesini sağlar.

Bu temel testlerin yanı sıra anamnez ve muayenenin gerektirebileceği ek tetkikler tamamlanarak gebe adayının mümkün olabilecek en uygun koşullarda korunmayı bırakması sağlanır.

Muayene Sonrası...

Tüm incelemeler yapıldıktan ve hamile kalmaya engel bir durum mevcut ise var olan patolojiler tedavi edilir. Hamile kalınmasını engelleyecek tüm sorunların giderilmesiyle birlikte anne adayına hamile kalabilmesi için dikkat etmesi gerekenler sıralanır.

Öneriler

- 3 ay öncesinden folik asit almaya başlayın: Öncelikle hamile kalmayı planlayan bir bayan 3 ay öncesinden günde 400 microgram folik asit almaya başlamalıdır.

Bu miktar dünya sağlık örgütünce önerilen miktar olup oluşacak bebeğin beyin-omurilik sakatlıkları riskini azalttığı bilinmektedir. Özel bir durum olmadıkça bunun dışında alınması gereken herhangi bir ilaç yoktur.

- Sağlık taraması yaptırın: Hamileliğin ilerleyen aylarında diş ve dişeti üzerindeki olumsuz etkileri iyi bilinmektedir. Bu nedenle hamile kalmayı planlayan bir bayan diş kontrolünü ihmal etmemeli, var olan diş sorunları hamilelik öncesinde giderilmelidir.

Hamilelik sırasında da düzenli diş kontrolleri yapılmalıdır. Yine hamileliğin ilerleyen aylarında anne adayını en çok rahatsız edebilecek sorunlar arasında hemoroid ( basur) ve anal fiisür ( makat yırtığı) vardır. Hamilelik öncesinde bu tür sorunlar yaşayan anne adaylarının hamile kalmadan önce bu hastalıklarının tedavisini tamamlamış olmaları önerilmektedir.

- İlaç kullanımına ve röntgen film çekimine dikkat edin: Hamilelik planlayan bir bayan korunmayı bıraktığı adet döneminden itibaren ilaç kullanımı ve röntgen filmi çekimi konusunda azami dikkat göstermelidir.

 Erken gebelik döneminde bazı ilaçlar ve röntgen ışınlarına maruz kalmak düşük, özürlü bebek, düşük doğum ağırlıklı bebek gibi pek çok soruna yol açmaktadır. Korunmayan bir bayan çok zorunlu durumlarda karın bölgesinin özel bir örtü ile örtülmesinden sonra diş, kol, bacak, kafa ve akciğer filmi çektirebilir.

Günümüzde giderek yaygınlaşan MR ( Magnetic Resonans) tekniği ile fetus üzerinde bilinen herhangi bir risk oluşturmaksızın radyolojik inceleme yapmak mümkün olmaktadır.

- Fazla kilolarınızdan kurtulun: Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Bayanlarda ortalama ideal vücut kitle indeksi (BMI) 20-25 arasındadır.

Gebelik öncesi bu sınırlar içerisinde olan ya da en azından yakınında olan bayanların gebelikte kilo kontrolü ve kilo sorunlarına bağlı komplikasyon oranları daha az olmaktadır.

- Sigara içiyorsanız bırakın: Sigara içen gebelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olabilmekte, bu kadınlarda düşük ya da erken doğum daha sık görülmektedir. Ayrıca gebe kalma şansını azaltmaktadır. Bu nedenle gebelik öncesi ya da sırasında kesinlikle sigara içilmemelidir.

- Alkol tüketiyorsanız bırakın: Yine aynı şekilde alkol de gebe kalma şansını azaltan faktörler arasındadır. Anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde uzun dönemde zeka gerilikleri, öğrenme bozuklukları, davranış bozuklukları görülebilir.

- Doğal besinlere yönelin: Hamilelikte olduğu gibi hamile kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemlidir. Suni tatlandırıcılar, kafein gibi pek çok maddenin kullanımı azaltılmalıdır. Doğal besinlerin tüketilmesine dikkat edilmelidir.

(0)

Doğum sonrası depresyon aile desteğiyle atlatılıyor

Sürekli üzgün, yorgun, halsiz, en küçük sebepte ağlayan, her şeyi mükemmel yapmaya çalıştıkça bunun imkansızlığıyla yüzleşip sinirleri bozulan, hayatının asla eskisi gibi olmayacağını düşünen, aynadaki görüntüsünü beğenmeyen yeni doğum yapmış bir kadın, her türlü ihtiyacını sadece ağlayarak dile getirebilen minik bir bebeğin karşısında iyice yenik düşüyor.

Doğumdan sonra depresyon yaşayan anne, ya bebeğe aşırı ilgi gösterip onu sevgisiyle boğuyor ya da bakımıyla çok fazla ilgilenmeyip bebeğinden uzaklaşıyor. Her iki durum da dünyadaki ilk aylarında depresyon yaşamış bir anneye sahip olan insanlar için hayat boyu olumsuz izler bırakıyor.

Davranış Bilimleri Enstitüsü'nden uzman klinik psikolog Merve Soysal Başa, bebeğin doğduktan sonraki ilk 6-8 ay, hatta 2 yaşına kadar anne ile kurduğu bağın, hayatı boyunca kuracağı ilişkilerin şeklini belirlediğini söylüyor.

Merve Soysal Başa'ya göre, bu dönemde bebeğin bir tane esas bakıcısı olması gerekiyor. Ağladığında yanına giden, karnını doyuran, altını değiştiren, kucağına alan, seven, gülümseyince karşılık veren kim ise bebek ona bağlanıyor. Anne, çocukla böyle bir bağ kuruyorsa, çocuk onun kokusuna, tenine alışıyor ve anne ile arasında özel bir bağlanma süreci gelişiyor.

Doğumdan sonra uzun süre depresyon yaşayan bir anne ya çocuk ağladığında yanına gitmiyor, ilgilenmiyor, onu çok fazla önemsemiyor ya da tam tersi hiç kucağından indirmiyor. Ağlamasına bile fırsat vermeden besliyor, çocuğun ihtiyacını belirtmesine fırsat bırakmıyor.

Bu sefer de anne ile çocuk arasında fazla bağımlı bir bağ gelişiyor. Bu kişi yetişkinliğinde insanların kendisiyle fazla ilgilenmesini bekleyen, başka bir şeye odaklanılmasına tahammül edemeyen bir kişilik geliştiriyor.

Anne olan her 10 kadından biri doğum sonrası depresyon yaşıyor. Kadının kendi kişiliği, genetik yatkınlığı ve çevre koşulları depresyonu tetikliyor. Ayrıca sanıldığı gibi depresyon sadece ilk çocuktan sonra yaşanan bir durum değil.

İlk bebeğini normal bir ruh haliyle büyüten kadınlar da, evlilik ilişkisinde yaşadığı sorunlar veya çevre koşullarının değişmesi gibi sebeplerle 2-3. doğumdan sonra depresyona yakalanabiliyor.

Merve Soysal Başa, depresyonun, doğumu takip eden ilk bir haftada yaşanan 'bebek bunalımı' ile de karıştırılmaması gerektiğini söylüyor. Bu dönemde anne yine alıngan, çok çabuk ağlıyor ve üzülüyor ama bu, depresyona varmadan kendiliğinden çözümleniyor. Doğum sonrası depresyon 4-6. haftada başlıyor ve ne zaman sona ereceği belli olmuyor.

Merve Soysal Başa, annelere yaşadıkları sorunları yakınları ile paylaşmalarını öneriyor. Ayrıca, bebekle geçirilen vakitlerin dışında kendine özel zaman ayırmak, bu sürede dinlenmek, uyumak, kitap okumak, hoşlandığı aktiviteleri yapmak, mutluluk verici hormonları harekete geçiren yoğun fiziksel egzersizler yapmak da, depresyonun kötüye gidişini engelliyor.

Yeni anneleri tek başına bırakmayın

Doğum sonrası depresyonla başa çıkmanın en etkili yolu aile desteği. Anneyi loğusa döneminde yalnız bırakmayan, bebeğin bakımına yardım ederken bir taraftan da anneyi gözetleyen eski âdetlerin doğruluğu burada ortaya çıkıyor. Depresyon eğilimi olan anne ailesinden sevdiği, güvendiği birinin yardımı olursa bu dönemi daha kolay atlatıyor

(0)

Özürlü bebek doğumuna yol açan 6 tehlike

Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek isteyen anne adayının gebelik öncesi bilinçli olmasının, ortaya çıkabilecek pek çok rahatsızlığı önlediğini belirten uzmanlar, özürlü bebek doğumuna yol açan tehlikeye karşı anneleri uyardı.

Yüksek ateş, kedi ve köpekle yakın temas, her gün yapılan ağır makyaj, stres, içki ve bozulmuş yemek yemenin bebeğin özürlü doğmasına neden olduğunu tespit eden uzmanlar, bu durama yol açan sebepleri şöyle sıraladı:

Hamileliğin ilk günlerinde yüksek ateş: Hamileliğin ilk günlerinde geçirilen yüksek ateş, bebeğin dış görünüşünde bir anormalliğe neden olmazken, bebeğin beyin dokularının büyümesini olumsuz etkiler ve çocuğun zeka özürlü olmasına yol açabilir.

Kedi ve köpekle yakın temas: Bakteri taşıyan kedilerin bebeğin özürlü olmasına neden olan bir bulaşıcı hastalığın kaynağı olduğu ve kedinin dışkısının da bu bulaşıcı hastalığın ana yayılma yollarından biri olduğu pek bilinmiyor. Ancak yapılan bir araştırmada, İngiltere'de her yıl yaklaşık 500 bebeğin, annelerinin kediyle yakın temasta bulunmasından dolayı özürlü kaldığı ortaya çıktı.

Her gün ağır makyaj yapmak: Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen bir araştırma sonucuna göre, her gün ağır makyaj yapan kadınların makyaj yapmayanlara göre özürlü bebek doğurma riski 1.25 kat daha fazla. Bebeği olumsuz etkileyen ise, kozmetik ürünlerde bulunan arsenik, kurşun ve merkür gibi zehirli maddeler. Bu gibi maddeler hamile kadının cildinden bebeğin kan dolaşımına giriyor ve bebeğin normal büyümesini olumsuz etkiliyor.

Stres: Hamileliğin ilk üç ayı içinde yaşanan stres, bebeğin "tavşan dudaklı" olması gibi çeşitli özürlere neden olabiliyor.

İçki: Hamile kadın içki içtiği zaman, alkol plasentadan embriyoya geçer ve bebeğe ciddi zarar verir. Hamilelik döneminde günlük iki bardak ya da daha fazla alkollü içki, bebeğin özürlü olmasına neden olabilir.

Bozulmuş yemek yemek: Uzmanlar, hamile kadının yediği bozulmuş yemeklerde bulunan küfün, plasentadan bebeğe geçtiğini, bunun da bebeğin kromozomlarında kötü etki yarattığını belirtiyorlar.

(0)

<- :: ->

Sayfa Altı Fırsatları